Luca Cognolato’nun Zaman Satan Adam (Büyük Zamanson Dükkânı) kitabı üzerine
“Zaman, sahip oldukları tek servet zekâları olan insanların tek sermayesidir.” — Honoré de Balzac, Kayıp Hayaller
Peki ya zamanı gerçekten satın alabilseydik? Bir dükkâna girip ihtiyacımız kadar saat ya da dakika alabilseydik, ne kadar zaman isterdik? Daha çok çalışmak, sevdiklerimizle daha uzun vakit geçirmek ya da kendimize ayırmayı bir türlü başaramadığımız o saatleri tamamlamak için mi kullanırdık?
Günlük hayatımızda zaman üzerine ne çok konuşuyoruz. “Zaman su gibi akıp gidiyor”, “vakit nakittir”, “zamandan çalmak”, “zaman ayırmak”… Zamanı bazen para gibi görüyor, bazen elimizden kaçıp giden bir şey gibi düşünüyor, bazen de bir başkasına verebildiğimiz bir armağan olarak tanımlıyoruz.
Luca Cognolato’nun kaleme aldığı, Marco Paschetta’nın renkli çizimleriyle hayat bulan ve sevgili Bahar Ulukan’ın dilimize kazandırdığı Zaman Satan Adam (Büyük Zamanson Dükkânı) (Domingo Çocuk), zamanı satın alabileceğimiz bir dükkânın kapısını aralıyor. Bu dükkânın sahibi Vaktiyar, ihtiyacı olanlara saatler ve dakikalar satıyor. Böylece hepimizin zaman zaman kurduğu o cümle, hikâyenin dünyasında gerçek oluyor: “Biraz daha zamanım olsa…”
Peki gerçekten biraz daha zamanımız olsaydı, onu ne için kullanırdık?
Ekim ayında Çocuk Kitapları Konuşalım kulübümüzde üzerine bolca konuştuğumuz bu kitap, bizi yalnızca zamanın değeri üzerine değil, onu nasıl kullandığımız üzerine de düşünmeye davet etti. Kimi zaman bir saatin nasıl geçtiğini anlamıyoruz; kimi zaman da geçmek bilmeyen beş dakikanın içinde sabırsızlanıyoruz. Sevdiğimiz biriyle geçirdiğimiz birkaç saat göz açıp kapayıncaya kadar geçerken, beklediğimiz bir haberin gelmediği dakikalar uzadıkça uzuyor. Demek ki zamanın ölçüsü saatler ve dakikalar olsa da hayatımızdaki karşılığı bundan çok daha fazlası.
Kitaptan yola çıkarak çocuklara sorabileceğimiz sorular da çoğalıyor: Zaman satın alabilseydin ne kadar alırdın? Satın aldığın zamanı ne için kullanırdın? Bir başkasına zaman verebilir miydin? Senin için bir saati değerli yapan şey nedir?
Bu soruların yetişkinlere de yöneltilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hepimizin “zamansızlıktan” şikâyet ettiği bir dünyada yaşıyoruz. Günlük telaşlarımız, yetiştirmemiz gereken işler ve ekranlarla geçirdiğimiz saatler arasında kendimize, sevdiklerimize ve gerçekten yapmak istediklerimize ne kadar zaman ayırabiliyoruz?
Özellikle sosyal medya ve cep telefonlarıyla geçirdiğimiz zamanı düşününce, bazen bir şeylere bakmak için açtığımız ekranın başında planladığımızdan çok daha uzun süre kaldığımızı fark ediyoruz. Elbette ekran başında geçirilen her an kayıp zaman değil. Asıl soru, bu zamanın hayatımızdaki diğer şeylere yer bırakıp bırakmadığı. Birlikte oyun oynamaya, kitap okumaya, sohbet etmeye, yürüyüşe çıkmaya ya da yalnızca dinlenmeye ayırabileceğimiz vakit, fark etmeden başka uğraşların içinde eriyip gidiyor mu?
Vaktiyar’ın hikâyesinde beni düşündüren noktalardan biri de kendi ihtiyaçlarıyla kurduğu ilişki. Başkalarına yardım etmek için zaman ayırırken kendisine gereken zamanı bile çok görmesi, hikâyeye başka bir boyut kazandırıyor. Başkalarına zaman vermek elbette kıymetli; fakat bunu yaparken kendimizi bütünüyle unutmak zorunda mıyız? Sevdiklerimize, çocuklarımıza, arkadaşlarımıza ve ailemize yer açarken kendimize de yer açabiliyor muyuz?
Birini dinlemek, bir arkadaşımızı aramak, bir çocuğun anlattığı hikâyeyi sabırla dinlemek ya da zor bir gün geçiren birinin yanında olmak zaman istiyor. Bazen bir başkasına verebileceğimiz en kıymetli şey, dikkatimizi ve zamanımızı gerçekten ona ayırmak. Ama bunun için önce kendi zamanımızın da farkında olmamız gerekiyor.
Farklı coğrafyalarda, farklı yaşlarda yaşayan insanların aynı kitap etrafında benzer soruların peşine düşebilmesi, çocuk edebiyatının güzel yanlarından biri. Çocuklarla başlayan bir sohbetin yetişkinlere uzanması, hepimizin hayatına dokunan bir mesele üzerine birlikte düşünmemizi sağlıyor. Zaman Satan Adam da zamanı yalnızca alınıp satılan bir şey olarak değil, seçimlerimiz ve ilişkilerimiz üzerinden ele almamıza imkân veriyor.
Belki de mesele, günümüze bir saat daha eklemek değil; sahip olduğumuz saatlerin içinde kendimize ve birbirimize gerçekten yer açabilmek. Çünkü zamanı geri alamıyoruz, biriktirip saklayamıyoruz. Ama onu nasıl kullanacağımız, kiminle paylaşacağımız ve nelere değer vereceğimiz üzerine düşünebiliyoruz.
Belki de zamanı birbirimiz için çoğaltmanın yolu, ona daha fazla sahip olmaktan değil, ona birlikte anlam vermekten geçiyor.
Hale Şenözgen Buruş
Çocuk Kitapları Konuşalım
Kitap Kulübü Yürütücüsü