Musluğu çevirdi. Tazyikli sıcak su saniyeler içinde teniyle buluştu. Vücuduna düşen sabırsız damlaların dağılarak üzerinden kayıp gitmesi ile birlikte, gün boyu birikmiş olan tüm gerginliği de adeta dağılıp yok oluyordu.
“Su, insan vücudunun en önemli ilacıdır” demişti biri. Kimin lafıydı, hatırlayamadı. Anında bu kadar iyi hissettiren hiçbir ilaç yoktu bu dünyada ona göre. “Aslında işyerlerine de duşlar yapılmalı” diye çılgın bir düşünce geçti aklından birden. Patronuna kızan, iş arkadaşıyla tartışan bir duş yapıp pamuk gibi yumuşacık dönmeli işinin başına. Yaratıcı fikrinden dolayı gülümseyip kendini kutladı.
“Kendinizi şımartın!”
Bu slogana imrenerek aldığı biberiyeli şampuanı ilk kez deneyeceği aklına gelince iyice keyiflendi. Burnunu bahçe kokusu ile dolduran açık yeşil sıvıdan cömertçe bir miktar avucuna sıktı. Tam saçına götürüyordu ki, o sesi duydu:
Vııızzzzzzzzzzz…..
Bu da neyin nesi! Gözlerini aralayıp sesin geldiği yöne doğru kafasını çevirdi. Tombulca bir karasinekti sesin sahibi. Camdan sızan gün ışığına yönelmiş çaresizce dönüp duruyor, nemli ve sersemletici banyodan açık havaya kavuşabilmek için fırsat kolluyordu.
“Camı açsam mı?” diye düşündü Eda. “Hava da epey rüzgarlı…Saçımı bitirene kadar beklesin”.
Biraz önce heyecanla avucuna doldurduğu şeffaf sıvıyı uzun kıvırcık saçlarına yedirip hızlıca köpürttü. Suyu açıp aceleyle durulamaya başladı. Suyun etkisiyle az önce rahatlamış olan kasları yine gerilmişti. Kendi kendine söylenmeye başladı:
“Ama senin ne işin var ki banyoda? Yolunu şaşırmış olman benim suçum mu? Benim de rahatlamaya ihtiyacım var. Hem şu anda hiç üşümek istemiyorum, biraz bekleyeceksin çıkmak için, hiç kusura bakma..”
Vıııııııııııııızzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzz!!……
Tombul sinek, duyduklarına itiraz edercesine sesini yükseltmişti.
İkinci şampuana başladığında onu bekleyen sorumluluğun farkında olan, ancak kendi ihtiyacını önceliklendirmeyi seçse de, seçimi içine sinmeyenlerin düştüğü ikilemin içinde bulmuştu kendini. Huzur kaçırıcı bir durumdu bu. Hayatı zaten böyle ikilemlerle geçiyordu. Belki de kendine ait tek zamanı olan duşta bile bunu yaşamak zorunda mıydı?
Sakin olmaya çalışan aceleci birinin kontrollü ivediliğiyle saçını bir kez daha şampuanlayıp iyice duruladı.
Vıızzz……
Öncekilerden daha cılız bir vızıldama geldi kulağına bu kez. Bu sese mi alışmıştı yoksa sinek mi sakinleşmişti?
Duvarda asılı olan havluya uzanıp üstüne sardı. Camı açtığında üşümek istemiyordu. Buğulu duş kabininin içinde gözleri tombul karaltıyı aradı. İşte orada, pencerenin önündeki çıkıntıda öylece duruyordu.
Camı açmasına rağmen sinek yerinden kalkmadı. Belli ki sıcak suyun yaydığı buğuyla iyice sersemlemişti. Eda eliyle onu biraz hareketlendirmeye çalıştı. İşe yaramıştı, tombul gövde isteksizce havalandı. Duvara çarpacakmış hissini veren kontrolsüz birkaç pike yaptıktan sonra tam açık pencereye yaklaşmıştı ki, bir sarhoş edasıyla havada yavaşça dönmeye başladı.
“Hadi çık dışarı, bak açtım pencereyi. Hala ne bekliyorsun!”
Sersemlemiş karasinek son bir gayretle ışığa doğru uçmaya çalışırken havada yalpaladı. Minik gövdesi kontrolsüzce pencerenin önündeki çıkıntıya, duştan sıçramış su damlacıklarının ortasına düştü. Takatsiz kaldığı her halinden belli olan hayvan, tel gibi incecik siyah bacakları ile damlaların içinde bir iki saniye çırpındı. Eda telaşla suyu iterek eline doğru kaydırdı sudaki karaltıyı. Avucuna düşen küçük gövde çoktan hareketsiz kalmıştı.
Açık camdan içeri süzülen yaşam dolu serin bahar esintisi banyonun buğusunu dağıtırken titrediğini hissetti. Bir eliyle havlusunu çekiştirdi. Pencereyi açıp üşümek istememişti. Sadece kendini düşünüp, kendine odaklanmıştı. Yaşama katılmak isteyen bir can için geç kalmıştı. Boğazında bir şeyler düğümlendi.
1
1Bu yazı Mart 2025 tarihinde Yeni Yazar Dergisi'nde yayımlanmıştır.