Fransa edebiyat dünyası geçtiğimiz haftalarda büyük bir skandalla sarsıldı.

Haiti asıllı Kanadalı yazar Thélyson Orélien’in, Fransa’da Grasset Yayınevi ’nden geçtiğimiz ocak ayında çıkan C’était ça ou Mourir başlıklı ilk romanının yüzde yüz yapay zekâyla yazıldığı iddiaları ortaya atıldı.

Haiti’deki çeteleşmelerden ve şiddet olaylarından kaçarak Kanada’ya ulaşmaya çalışan bir öğretmenin zorlu ve dramatik göç yolculuğunda başından geçen olayları anlatan roman eleştirmenlerce methediliyor, okurlar tarafından muazzam bir ilgiyle karşılanıyordu.

2026 Fnac Roman Ödülü’nü alan roman, Fransa’nın seçkin edebiyat ödülleri Goncourt, Femina, Renaudot ve Médicis seçkilerine de girmişti.

Ancak 21 Eylül 2026’da X platformunda Balance ton Claude (Claude’unu İfşa Et) isimli hesapta romanın yapay zekâyla yazıldığı konusundaki iddialar bu büyük başarıyı aniden gölgeledi ve edebiyat dünyasını bölen tartışmalar yarattı.

Balance ton Claude hesabının gerisinde, sağ görüşlü Le Figaro gazetesinin köşe yazarı Samuel Fitoussi’nin de aralarında bulunduğu bir kolektif var. Bu kolektife göre, kitabın yazı dili konusundaki şüpheler üzerine metinden bazı bölümler Pangram isimli yapay zekâ tespit yazılımına taratılmış ve romanın bazı bölümlerinin yüzde yüz oranında yapay zekâ ile yazıldığı ortaya çıkmış. Ancak yapay zekânın özellikle son zamanlarda edebi eserlerin çok büyük bir kısmını “ öğrendiği ” göz önünde bulundurulursa, Orélien’in romanını gerçekten bu yolla yazıp yazmadığını tam manasıyla kanıtlamak mümkün mü?

Yazılımın geliştiricisi Max Spero, Le Monde , Libération gibi Fransa’nın önemli ulusal gazetelerine verdiği röportajlarda “yapay zekânın metne müdahalesi konusunda en ufak kuşkusunun olmadığına” dair açıklamalar yaptı. Maryland ve Chicago üniversitelerinde gerçekleştirilen testlere göre Pangram yalnızca yirmi dört binde bir oranında hata veriyor. Montréal Üniversitesi Medya Okulunda çalışan Profesör Jean-Hugues Roy ise “insan elinden çıkma” yüz adet metin ve aynı sayıda “yapay zekâ metnini” yazılımda test ettiğini ve Pangram’ın başarı oranının yüzde yüz olduğunu açıkladı.

Fransa ve ardından dünya edebiyat ortamları bu iddiayla çalkalanırken, Kanada'da La Presse ve Radio-Canada basın kuruluşlarından gazeteciler, Thélyson Orélien’in eski köşe yazılarını ve makalelerini incelemeye aldılar. Bu incelemeler sonucunda farklı metinlerde, herhangi bir kaynak göstermeksizin başka yazarlardan intihal yaptığı ortaya çıktı. Yazarın güvenilirliğini sarsan bu durum, yapay zekâ iddialarının kesinlik kazanması gibi bir sonuca yol açtı.

İntihal konusundaki bu açıklamaları okuyunca, Le Devoir de Violence (Şiddet Ödevi) başlıklı ilk romanıyla 1968 yılında Renaudot Ödülü’nü alan, ancak intihal yaptığı iddiaları ortaya atılınca yazarlığı bırakarak memleketi Mali’ye dönen ve 2017’de ölene dek bir çeşit inzivada yaşayan Yambo Ouologuem’i hatırlamadan edemedim.

Gitgide yayılan bu iddialardan birkaç gün sonra Goncourt Akademisi, kurumun ve ödülün itibarını korumak amacıyla Orélien’in romanını uzun listesinden çıkardığını açıkladı. Ardından Femina ve Décembre ödülleri komiteleri de eseri listelerinden sildi. Québec ve Estrie kitap fuarları Orélien’i “onur konuğu” olarak ağırlamaktan vazgeçti.

Bu iddialar ortaya atıldığı günlerde Fransa'da bulunan ve edebiyat turnesini yarıda keserek Kanada'ya geri dönen yazara gelince, 2017’den beri bu roman üzerinde çalıştığını ve o yıllarda yapay zekânın henüz günümüzdeki kadar gelişmemiş olduğunu belirterek bu suçlamaları kesin bir dille reddetti.

Orélien'e birçok yazar destek veriyor. Goncourt Akademisi üyesi Pascal Bruckner, kitabın ödül uzun listesinden çıkarılmasını “linçleme” olarak değerlendirdi ve akademinin kararına katılmadığını açıkladı. Virginie Despentes'ın, yazarların kitaplarını istedikleri gibi yazabileceklerini söyleyerek Orélien’i hararetle desteklemesi dikkat çekti. Jean-Christophe Ruffin, gerçekler ortaya çıkarılana dek masumiyet karinesine saygı gösterilmesi gerektiğini söyledi. 2021 yılında “İnsanların En Gizli Hatırası” romanıyla Goncourt Ödülü alan Mohamed Mbougar Sarr, siyah bir yazarın Fransa’da hızla yükselmesinin edebiyat çevrelerinde hazmedilemediğini belirterek Orélien’e arka çıktı. Renaudot Ödülü jürisinin bu yılki başkanı Frédéric Beigbeder, yazarın romanını seçkisinde tutmayı sürdürerek yazara bir nevi kurumsal destek sundu. Kitabın Kanada yayıncısı Éditions du Boréal ise yazarın tanıtım turnelerini bir müddet askıya alsa da eserin “insani boyutunun” göz önünde bulundurulması gerektiğini belirterek yazarın yanında yer aldı.

Ne çelişkidir ki yapay zekâ ve intihal iddiaları Orélien’in romanına olan ilgiyi iyice artırdı. Bunda elbette "reklamın iyisi kötüsü olmaz" anlayışının da etkisi büyük. Kitap şu anda Fransa’da en çok satanlar listesinin zirvesinde.

Yapay zekânın gitgide daha büyük bir hızla geliştiğine şahit oluyoruz ve belli ki her alanda olduğu gibi gün geçtikçe edebiyatta da kaçınılmaz şekilde kullanılacak. Edebi yaratıcılığın yapay zekâ gölgesi altındaki geleceği konusunda birkaç zamandır mevcut olan tartışmalar bu vakanın ardından iyice alevlendi. Şimdi, edebiyatta yapay zekâya başvurulup başvurulamayacağından veya bunun etik olup olmadığından ziyade üzerinde düşünülmesi gereken asıl mesele, yapay zekânın ne oranda kullanılabileceği, hangi sınırlar içinde kalacağı ve edebiyat dünyasında âdeta bir “gölge yazar” gibi yer alıp alamayacağı. Kim bilir belki birkaç yıl sonra kitapçıların raflarında, gerçek bir yazarın zihninden fışkırmayan, insan duygularını ve düşüncelerini makine diliyle metinleştiren ve künyesinde “yapay zekâyla üretilmiştir” ibaresi bulunan kitaplarla karşılaşacağız ve belli ki önümüzdeki aylarda ve yıllarda bu tartışmalar gündemi meşgul etmeyi sürdürecek.

Türk okurların yapay zekâ ve edebiyat üretimi konusundaki düşünceleri nelerdir? Yapay zekâyla yazıldığı iddia edilen veya açıkça söylenen bir eseri satın alıp okur musunuz? Düşüncelerinizi yorumlarda bekliyoruz.